T
Tosbik
31.01.2026 01:20
O Gece Fakültede Yalnız Değildim
Saat gece 01:30 sularıydı. Final haftasının o boğucu yoğunluğunda, kütüphanedeki yerimi kaptırmamak için sabahtan akşama kadar çalışmıştım ama kafam artık almıyordu. Biraz hava almak, belki de o meşhur Marmara rüzgarıyla kendime gelmek için dışarı çıktım. Kampüs her zamanki gibi sessizdi ama bu sefer havada garip bir ağırlık vardı. Sanki karanlık, binaların üzerine bir yorgan gibi değil de, bir kefen gibi çökmüştü.
Mühendislik binasının o uzun, bitmek bilmeyen koridorlarından birinde, laboratuvarda unuttuğum şarj aletimi almak için geri dönmeye karar verdim. Güvenliğe görünmeden arka taraftan girdim. Koridorun ışıkları tasarruf modu yüzünden sönüktü, sadece acil çıkış levhalarının o soluk yeşil ışığı yeri aydınlatıyordu. Adımlarımın sesi boş koridorda yankılanıyordu: Tak... Tak... Tak...
Tam merdivenlere yönelmiştim ki durdum. Çünkü ben durduktan yaklaşık bir saniye sonra, koridorun diğer ucundan bir ses daha geldi: Tak.
Önce yankı sandım. Ama yankı bu kadar gecikmeli gelmezdi. Nefesimi tuttum. Kalbim kulaklarımda atıyordu. "Kimse var mı?" diye seslenmek istedim ama sesim boğazımda düğümlendi. Arkamı dönmeye korkuyordum ama zorladım kendimi. Döndüm.
Koridorun en ucunda, tam da az önce geçtiğim yangın dolabının yanında bir karaltı duruyordu. İnsan formundaydı ama... yüzü yoktu. Ya da karanlıktan ben göremiyordum. Sadece duruyor ve bana bakıyordu. Hareket etmedim, o da etmedi. Gözlerimi kırptım ve o an, o şeyin bana doğru kayarak yaklaştığını fark ettim. Adım atmıyordu. Sadece süzülüyordu.
Panikle merdivenlere koştum. Laboratuvarın olduğu kata çıktığımda nefes nefeseydim. Kapıyı zorlayıp içeri girdim ve kapıyı arkamdan kilitledim. Işığı açmaya elim gitmedi, masanın altına saklandım. Telefonumun ışığıyla saate baktım: 01:45.
Dışarıdan, koridordan o sesi tekrar duydum. Ama bu sefer adım sesi değildi. Tırnakların duvara sürtünme sesiydi. Hırrrt... Hırrrt... Ses, kapının önünde durdu. Kapı kolu yavaşça aşağı indi. Sonra yukarı. Kilitli olduğunu anlayınca o sürtünme sesi kapının yüzeyinde başladı.
O gece sabah olana kadar o masanın altından çıkamadım. Gün ağardığında, temizlik görevlilerinin sesini duyana kadar titreyerek bekledim. Dışarı çıktığımda kapının üzerinde hiçbir iz yoktu. Ne bir çizik, ne bir parmak izi. Ama o geceyi hayal etmediğime yemin edebilirim.
O günden beri ne zaman kampüste o koridordan geçsem, ensemde buz gibi bir nefes hissediyorum. Eğer gece geç saatlere kadar okulda kalacaksanız, arkanızı kollayın. O koridorlarda yankılanan sadece sizin ayak sesiniz olmayabilir
Saat gece 01:30 sularıydı. Final haftasının o boğucu yoğunluğunda, kütüphanedeki yerimi kaptırmamak için sabahtan akşama kadar çalışmıştım ama kafam artık almıyordu. Biraz hava almak, belki de o meşhur Marmara rüzgarıyla kendime gelmek için dışarı çıktım. Kampüs her zamanki gibi sessizdi ama bu sefer havada garip bir ağırlık vardı. Sanki karanlık, binaların üzerine bir yorgan gibi değil de, bir kefen gibi çökmüştü.
Mühendislik binasının o uzun, bitmek bilmeyen koridorlarından birinde, laboratuvarda unuttuğum şarj aletimi almak için geri dönmeye karar verdim. Güvenliğe görünmeden arka taraftan girdim. Koridorun ışıkları tasarruf modu yüzünden sönüktü, sadece acil çıkış levhalarının o soluk yeşil ışığı yeri aydınlatıyordu. Adımlarımın sesi boş koridorda yankılanıyordu: Tak... Tak... Tak...
Tam merdivenlere yönelmiştim ki durdum. Çünkü ben durduktan yaklaşık bir saniye sonra, koridorun diğer ucundan bir ses daha geldi: Tak.
Önce yankı sandım. Ama yankı bu kadar gecikmeli gelmezdi. Nefesimi tuttum. Kalbim kulaklarımda atıyordu. "Kimse var mı?" diye seslenmek istedim ama sesim boğazımda düğümlendi. Arkamı dönmeye korkuyordum ama zorladım kendimi. Döndüm.
Koridorun en ucunda, tam da az önce geçtiğim yangın dolabının yanında bir karaltı duruyordu. İnsan formundaydı ama... yüzü yoktu. Ya da karanlıktan ben göremiyordum. Sadece duruyor ve bana bakıyordu. Hareket etmedim, o da etmedi. Gözlerimi kırptım ve o an, o şeyin bana doğru kayarak yaklaştığını fark ettim. Adım atmıyordu. Sadece süzülüyordu.
Panikle merdivenlere koştum. Laboratuvarın olduğu kata çıktığımda nefes nefeseydim. Kapıyı zorlayıp içeri girdim ve kapıyı arkamdan kilitledim. Işığı açmaya elim gitmedi, masanın altına saklandım. Telefonumun ışığıyla saate baktım: 01:45.
Dışarıdan, koridordan o sesi tekrar duydum. Ama bu sefer adım sesi değildi. Tırnakların duvara sürtünme sesiydi. Hırrrt... Hırrrt... Ses, kapının önünde durdu. Kapı kolu yavaşça aşağı indi. Sonra yukarı. Kilitli olduğunu anlayınca o sürtünme sesi kapının yüzeyinde başladı.
O gece sabah olana kadar o masanın altından çıkamadım. Gün ağardığında, temizlik görevlilerinin sesini duyana kadar titreyerek bekledim. Dışarı çıktığımda kapının üzerinde hiçbir iz yoktu. Ne bir çizik, ne bir parmak izi. Ama o geceyi hayal etmediğime yemin edebilirim.
O günden beri ne zaman kampüste o koridordan geçsem, ensemde buz gibi bir nefes hissediyorum. Eğer gece geç saatlere kadar okulda kalacaksanız, arkanızı kollayın. O koridorlarda yankılanan sadece sizin ayak sesiniz olmayabilir